Eğer eski bir kadınla ediyorum

her gün bir flood #14.2

2020.11.28 19:14 SnooTomatoes3856 her gün bir flood #14.2

hayatımda okuduğum en mükemmel flood okuyun okutturun. masterpiece...
Sizlerle hayatımda söylediğim en büyük yalanı pylaşmak istiyorum. Anlatacağım hikaye yarım falan değildir. Rahatlıkla okuyabilirsiniz. BÖLÜM 1 2015 yılıydı. Liseyi yeni bitirmiş üniversite sınavına girmiş ama barajı bile geçememiştim. Zaten kimsenin de benden pek bir umudu yoktu. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamıştım. Annem ev hanımı, babam ise işi olmayan arada bir inşaatlarda amelilik yapan birisiydi. Zar zor geçinir kirayı bile zor öderdik. Birde benden 3 yaş küçük kız kardeşim var. Onun dersleri çok iyiydi. Bu yüzden benden umudu kesmişler, annemle babam bütün umutlarını ona yöneltmişlerdi. Bir gün babam sevinçli bir şekilde eve geldi. Yüzü gülüyordu. Eve gelir gelmez bizi salona çagırtmıştı. Babamın yanına gidip "Ne oldu baba?" diye sordum. Babam da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. "Bugün fabrikada kolileri kamyona yüklerken, fabrikanın patronuyla biraz konuştuk ona durumumu anlattım. O da bana Çanakkale'de bir fabrikasının daha olduğunu orada da elaman lazım olduğunu söyledi. Köy yeri olduğundan kiraları çok ucuzmuş hem de temiz hava alırız" dedi. Annem babama "Peki aylık maaşın ne kadar orada geçinebilecek miyiz?" diye sordu. Babam "2000 tl para alacağım. Hem bizim oğlan da işe girer biraz faydası dokunur." dedi. Babam kararlıydı kafası yatmıştı bu işe. Annem de kabul etti. Benim de zaten okulum bitmişti, çalışmaktan başka çarem yoktu. Bir kaç güne bütün eşyalarımızı toplayıp Çanakkale'nin köyünde tuttuğumuz eve taşındık. Yeni evimiz bayağı büyüktü. İlk defa kendime ait bir odam olacaktı. Köy de çok güzeldi. Denizi bile vardı. Bir kaç gün içinde eve yerleştikten sonra babamın bahsettiği fabrikaya gittik.
BÖLÜM 2 Bizi müdürün yanına çıkarttılar. Müdürün odasına girdiğimizde karşısında ayakta bekledik. Bu beni bayağı sinirlendirmişti. Benim için sorun değildi ama babamın öyle müdürün karşısında gariban bir şekilde beklemesi benim zoruma gitmişti. Müdür babam ve beni işe almıştı. Tabi ki de babamın fabrikanın sahibi ile geldiği ufak bir ayrıcılık vardı ama çokta umursanacak bir şey değildi bu. Tam kapıyı açmış dışarı çıkacaktım ki, karşıma çok güzel bir kız çıktı. Ne güzel kız diye geçirdim içimden. Kız yüzüme bile bakmadan müdüre "Baba" diye seslendi. Demek bu kız müdürün kızıydı. Hiç olmassa öğrenmiş olmuştum. Ertesi gün babamla birlikte işe başladık. Bu çalıştığımız fabrika balık fabrikasıydı. Kadınlar balıkları kılçıklarından ayırır benle babam da çöplerini atardık. Böyle çalışırken yanımıza bir tane araba durdu. Eski bir dobloydu. İçinden müdür ve kızı indi. Müdürün kızı direk yanımıza gelerek bana "Ne yapıyorsunuz siz?" diye sordu. Bende kıza "Çöpleri atıyoruz" dedim. Benim yaşımda olan bir kızın karşısında böyle bir vaziyette durmak beni utandırmıştı. Ayağımda çizme üştüm başım balık pisliği. Daha sonra kız babasının yanına giderek "Baba ne pis kokuyorlar, midem bulandı" dedi. Bunu iki kulağımda net bir şekilde duymuştu. Nasıl üzüldüm anlatamam normal şartlarda elimde ki bir kova balık pisliğini kafasına dökerdim ama bu iş babam için çok önemliydi. Belki kızın dediğini duymuştu ama duymamazlıktan geliyordu. Aradan aylar geçti ben ve babam hala balık çöplerini atıyorduk. Mola saati geldiğinde babamla birlikte bahçeye oturup dinlemeye başladık. Yanımıza müdür ve karısı gelerek babamla konuşmaya başladı. Müdürün karısı lafı üniversite sınavına getirdi. Bana bakarak "Sen girmiyor musun. Gerçi girsen de kağıt israfı olur" diyerek gülmeye başladı. Ulan ne biçim insanlardı bunlar. Hiç umursamamış gibi yaparak müdürün karısına "İstesem tam puan alırım o sınavdan sadece yapmak istemiyorum" gibi saçma bir cümle söylemiştim. Babam bir şeyler söylemek istiyordu ama diyemiyordu. Babamın bu huyundan nefret ederdim. Babam yeri gelince başlarım lan işine diyebilecek bir adam değildi. Tamam efendim, olur efendim diyenlerdendi. Müdür bana "Bizim kız bu yıl hukuku düşünüyor, en iyi dershaneye gidiyor" dedi. Bizimle uğraşıyordu bunlar yoksa ben mi öyle zannediyordum. Müdüre bakarak "Ben hiç bir dershaneye gitmeden de sizin kızınızı bu sınavda rahatlıkla geçebilirim" dedim. Müdür bu lafıma kızmış olmalı ki sert bir şekilde "Mola bitti" dedi. Babamla birlikte tekrardan balık çöpü atmaya devam ettik.
BÖLÜM 3 O gece yatağımda yatarken bunlar gibi şerefsizlerin genelde dizilerde olduğunu düşünürdüm ama gerçekte de varlarmış. Kendi kendime düşünürken aklıma bir fikir geldi. Üniversite sınavına daha 1 aydan fazla bir süre vardı. Eğer bu zaman içinde bir kitap alır sıkı çalışırsam gerçekten de kızlarını geçebilirdim. Bunları düşünürken uyuya kalmışım. Sabah babam beni işe uyandırdı. İşe gidip tekrardan çöpleri atmaya başladık. Babama "Baba ben üniversite sınavına hazırlanmak istiyorum. 1 ay kaldı derslere çalışıp adam akıllı bir iş sahibi olabilirim" dedim. Babam biraz düşündü "Sen yapamazsın işine bak" dedi. Ben de "Baba işten çıkıcam bugün" dedim. Babam hiç bir şey demedi. Molaya çıktığımız vakit müdürün odasına giderek "Ben istifa ediyorum" dedim. Müdür de "Ne oldu neden istifa ediyorsun?" diye sordu. Bende "Bir nedeni yok sıkıldım" diyerek odadan çıktım. Üzerimi değişip köyde bulunan bir kırtasiyeye girip üniversiteye hazırlık kitabı aldım. Eve gittiğimde kapıyı annem açtı. Bana şaşırarak baktı "Niye erkenden geldin?" diye sordu. Bende anneme "İşi bıraktım" dedim. Anneme bayağı bir laf anlattıktan sonra odama girip kitabı açtım. Yapacaktım, kararlıydım. Kimse bana inanmıyordu herkesi pişman edecektim. Başladım kitabı okumaya. Aradan 5 6 dakika geçmişti ki çok sıkılmıştım, resmen uykum geliyordu. Bu 1 ay ders çalışmak yerine cebimde ki parayı dışarıda gezerek harcadım. Sınav günü geldiğinde Çanakkale merkeze kadar gitmiştim. Sınavda zorlanıyordum hiç bir şey bilmiyordum ki. Ama matematiğe gelince bilerek öğretmenlerden boş kağıt isteyip duruyordum. Matematiği yapıyormuşum gibi gösteriyordum kendimi. Sürekli kağıt isteyince herkes bana bakar olmuştu, kendilerince zeki çocuk diyorlardı herhalde bana. Oysa ki kağıda soruların aynısını yazıyordum sadece. Sınav bitmiş eve giden otobüse binip kafamı koltuğa iyice yaslayıp düşünmeye başladım. "Annemle babam haklılardı ben yapamazdım bunu. Bana göre değildi. Müdürün kızı beni çok rahat geçerdi." Aradan biraz zaman geçtikten sonra sınav sonuçları açıklandı. Sonucuma bakmama gerek yoktu. Ama ne kadar kötü olabilirdi ki? Merakıma yenik düşüp sınav sonucumu açtığımda ilk girdiğim zamankinden daha da düşüktü. Ne salaktım ben. Keşke müdüre ve karısına sizin kızınızı rahatça geçebilirim demeseydim. Böyle mal mal otururken aklıma bir şey geldi. Öğeyi denetle ne güne duruyordu ki. Bunu ne müdür ne de karısı bilirdi. Hemen öğeyi denetle yaparak aldığım puanı düzelttim. Kendimi dereceye soktum neredeyse. Puanlarımı yükselttikten sonra internet cafeciden kağıda yazıcı ile çıkarttım. Kağıdı alır almaz babamın yanına yani fabrikaya gittim. Fabrikaya geldiğimde müdür karısı ve kızı masada oturmuş konuşuyorlardı. Kızları ağlıyordu. Ne güzel zamanlamaydı. Babam ise biraz arkalarında oturmuş çay içiyordu. Babamın yanına giderek biraz da duyulacak bir şekilde "Baba bak puana derece yapmışım" dedim. Babam elimde ki kağıda bakıyordu ama hiç bir şey anlamıyordu. Normal puanımı bile getirsem babam anlamazdı. Bana bakarak "Afferim oğlum" dedi. Daha sonra müdürün karısı bana seslenerek "Getir bakayım" dedi. Göğsümü kabarta kabarta yanlarına gidip elimde ki kağıdı gösterdim. Kadının yüzü düşmüştü. Kızına bakarak "Bu çocuk bile seni geçmiş" dedi. Hemen araya atladım. "Yalnız ben derece yaptım yani bir çok insanı geçtim. Aslında lys' de girerdim ama gerek yok ondan da yüksek puan alırım benim için önemli olan ygs'di. Oda çok kolaydı. Hiç çalışmadan derece yaptım. Bu sınavda zorlanan boşuna deniyordur." dedim. Bunları söyledikten sonra babamın yanına gittim. İçimde ki o boşluk dolmuştu resmen. Bu son bir kaç hafta güzel geçmişti.
BÖLÜM 4 Sıra da tercih vardı. Bunu da bir şekilde atlattım. Ama üniversite zamanı gelince ne yapacaktım ki? Annemlere yalandan "İstanbul'da bir üniversite kazandım" dedim. Yalan yalanı doğuruyordu sürekli. Artık gerçeği de söyleyemezdim. Boku çıkmıştı yani. Bir gün köyde dolaşırken kendi kendime "Ne yapacağım lan ben" diye söyleniyordum. Birden omzuma biri dokunarak "Napıyon lan" dedi. Bu arkadaşım Sedat'tı. Sedat'la muhabbet ederken bana "Antalya'da bir otelde çalışacağını söyledi." Orada yatıp kalkıp, yiyip içecekti. Birden kafama dank etti. Çok iyiydi. Bende Antalya'ya gidip orada çalişabilirdim. Hemde evdekilere üniversite gidiyordum diyebilirdim. Sedat'a bana da iş ayarlaması için ikna etmiştim. Okulların açılmasına az bir süre olmasına rağmen Annemle babama "Ben gidiyorum artık İstanbul'da ki kyk yurduna gitmem gerekiyor" dedim. Annem ağlamaya başladi babam ise neredeyse cebinde ki bütün parayı vermeye razıydı. Babam bana bakarak "Oğlum kusura bakma sana inanmadık, özür dileriz." dedi. Aşırı kötü olmuştum. Ah bir bilselerdi gerçegi ne derlerdi acaba. Bir kaç gün içinde valizimi toplayıp evdekilerle vedalaştıktan donra Sedat'la birlikte Antalya'nın yolunu tuttuk. Otele geldiğimiz de çok iyi insanlar bizi karşıladı. Bize yatacağımız yeri gösterdiler. Yemek ikram ettiler. Ne yapacağımızı söylediler. Bunlar da çalışanlardı, ve gerçekten de güzel insanlardı. Sedat daha önceden bu işi yaptiğı için otelde belboy olarak çalışıyordu. Ben ise otelin restourant bölümünde komi olarak çalışıyordum. Garsonun arkadasında dolanır, müşterilerin boşlarını toplardım. Aradan aylar geçmiş evdekiler beni arıyor "Okul nasıl gidiyor?" diye soruyorlar. Bana güveniyorlardı. Benim onlara yalan söyleyeceğimi tahmin etmiyorlardı. Bir şekilde durumu idare ediyordum. Babam para göndermek istiyor kabul etmiyordum. Yurtta her şey bedava paraya ihtiyacım olmuyor diyordum. Bir gün restourantın mutfağında yemek yerken beni resepsiyondan çagırdılar. Üstümü başımı düzeltip resepsiyona indim. Resepsiyonda ki adam "Sedat'ı bir yere yolladım şu müşteriyi odasına kadar götür" dedi. Bende kabul ettim. İlk defa birisini odasına götürecektim. Resepsiyona "Kimi götüreceğim" diye sorduğum da bana eliyle "Şu bayanı" dedi. Kadının yanına giderek ögrendiğim bir kaç kelime ingilizce ile "Please, follow me" dedim. Ben bir kaç adım atmıştım ki kadın bana bakarak, gözleri ile elinde ki valizi gösterdi. Doğru ya valizleri biz taşıyorduk. Gidip kadının elinde ki valizi aldım. Valiz ya çok ağırdı ya da ben çok güçsüzdüm. Allah'tan tekerlekleri vardı da götürebiliyordum. Asansöre bindiğimiz de kadının yüzüne baktım. Sanki hayattan bezmiş her an intihar edecek bir tipi vardı. Ama gayette güzel bir kadındı. Hatta çok güzel bir kadındı. Kadın yere bakıyor ben de kadına bakıyordum öylece. 11 kat bu şekilde çıktıktan sonra elimde ki kartı okutup odasına girdik. Odaya girer girmez kadın kendini yatağa attı. Ağzım açık bir şekilde kadına baktım. Elimde ki valizi bir köşeye bıraktım. Odadan tam çıkıyordum ki, kadın seslendi. Yatağın üzerine oturmuş bana bakarak ingilizce bir şeyler söylüyordu. Hiç bir şey anlamıyordum. Kadına bir şey söylemek istiyordum ama konuşmama fırsat bile vermiyordu. Tam o konuşurken odaya Sedat geldi. Sedat'ı görür görmez bi rahatlama gelmişti. Sedat'a "Bu kadın bir şeyler diyor anlamadım, sen konuş ben gidiyorum" dedim. Sedat "Tamam kanka" dedi. Odadan çıkana kadar kadın gözlerini benden ayırmadı. Restoranta çıkıp yine boş işleri yapmaya devam ettim.
BÖLÜM 5 Ertesi gün sabah kahvaltısında çalışırken o kadın geldi. Kahvatısını alıp bir masaya oturup yemeğini yemeye başladı. Yemeğini bitirdikten sonra boş tabaklarını almaya gittim. Tabağı alırken kadın kafasını kaldırıp bana öfkeli bir şekilde baktı. Yanlış bir şey mi yapıyordum, niye böyle bakıyor lan bu kadın? Tuttuğum tabağı bırakıp hemen şefin yanına gittim. Şefin yanına giderken arkama baktığımda kadın kafasını çevirmiş hala bakmaya devam ediyordu. Şefin yanında dururken restorant müdürü beni yanına çağırdı. Müdür bana " Sen bundan sonra gececi olarak çalışacaksın" dedi. Gececi çalışan çocuk vardı. Müdüre "Gececi ne olacak o da gündüze mi geçecek?" diye sordum. Müdür "Onun annesi hastalanmış memleketine gitti. O gelene kadar sen bakacaksın" dedi. Bende kabul ettim. Zaten kabul etmekten başka çarem yok. Mecbur yapacaktım. Hem o kadınıda artık görmek zorunda kalmayacaktım. Gececi olmak güzeldi. Saat 11 olduğunda iş başı yaptım. Sabah 7 ye kadar restorantta boş boş oturacaktım. Çok nadir müşteri gelirdi o da sadece bir kaç yudum içki içindi. Saatler geçmiyordu. Oturmuş barda telefonla oynarken uyumamak için kendimi zor tutuyordum. Saat gece 2 idi. Asansörden bir ses geldi. Kafamı uzatıp baktığımda gelenin bir müşteri olduğunu anladım. Ama asansörün önü karanlık olduğu için müşterinin yüzünü tam göremedim. Yavaş yavaş geldikçe başımdan aşagı kaynar sular döküldü. Gelen kişi odasını gösterdiğim kadındı. Ne işi vardı bu saatte burada? Bara gelip sandalyeye oturdu. Bana bakarak "Beer" demişti. Allah'tan bira istediğini anlamıştım. Kadına birayı verdikten bir kaç dakika sonra telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi annemdi. Gecenin 2 sinde niye arıyordu ki? Kadın bana "Open" dedi. Telefonu açmamı istiyordu. Bende telefonu açtım bu saatte arıyorsa belki önemli bir şey olabilirdi. Telefonu açıp kulağıma getirdim "Efendim anne" dedim. Annem "Whatsapp'ta açıktın bende arayayım dedim. Nasıl gidiyor okulun?" diye sordu. Bende yalanlarıma devam ettim. Telefonla konuşurken kadın da bana bakıyordu. Konuşmayı kısa kesip telefonu kapatıp cebime koydum. Kadın elinde ki birayi bırakarak bana "Neden yalan söylüyorsun annene?" diye sordu. Şok olmuştum. Kadın türkçe konuşuyordu. Çok iyi değildi ama konuşuyordu. Kadına şaşkınlıkla bakarak "Türkçe biliyor musunuz, konuştuklarımı anladınız mı?" dedim. Kadın "Evet biliyorum" dedi. Kadına her şeyi anlattım. Bu şekilde yaptığımı ve bu durumun beni buraya getirdiğinden bahsettim. Kadınla resmen sabaha kadar konuştuk. Belki de benim mesaim bitmese konuşmaya devam ederdik. Daha sonra ertesi gün oldu ve kadın yine aynı saatte gelip tekrardan sabaha kadar konuştuk. Bana 28 yaşında olduğunu isminin Isabella ve Amerika'da yaşadığını söyledi. Isabella benden tam 9 yaş büyüktü. Ben 19 yaşındaydım o zamanlar. Gececi çocuk gelmemişti, bende tam 2 ay boyunca gececi olarak çalıştım. Bu 2 ay boyunca Isabella her gece geldi ve sabahlara kadar hep konuştuk. Benim sayemde Türkçesi bile gelişmişti. Normalde bir hafta kalması gerekiyordu ama 2.5 aydır bizim otelde kalıyordu. Sonunda gececi çocuk gelmişti. Müdür beni bu sefer sabah yerine akşama yazmıştı. Artık akşamcı olarak çalışacaktım. İsabella'ya son gececi olarak çalıştıgımda "Gececi çocuk geliyor artık onunla konuşursun" dedim. Bunu diyince sanki biraz üzülmüştü yada ben öyle zannetmiştim.
BÖLÜM 6 2 gün sonra akşamcı olarak çalışırken asansörden Isabella indi. Üzerine o kadar güzel elbise giyinmişti ki gözlerimi alamadım. Kalbim güm güm atmaya, nefesim hızlanmaya ve elim ayağım durduk yere titremeye başlamıştı. Garsonlardan birisi Isabella'dan sipariş almak için yanına gitmişti. Ben de o ara elimde ki boşları mutfağa götürüyordum. Aradan bir kaç dakika geçmişti ki garson yanıma gelerek "Olum masa 4 te ki kadın benim siparişimi o alsın" diyor. Nasıl alacaksın ingilizcen bile yok" dedi. Galiba türkçe konuşabildiğini benden başka bilen yoktu. Garsona "Ben alırım" dedim ve Isabella'nın yanına gittim. Allah'ım ne kadar güzeldi. Ama ben hiç umursamıyormuş gibi yaparak "Akşamları geldiğini bilmiyordum" dedim. Bana "Aslında bugün değişiklik olsun istedim" dedi. Isabella'nın siparişlerini aldıktan sonra servisini de ben yapmıştım. Restourant yemek servisi bitip gececi çocuk gelene kadar oturdu. Masadan kalkıp giderken elinde bir poşet gördüm taşımakta zorlanıyor gibiydi. Şefimize seslenerek ingilizce bir şeyler söyledi. Ardından şef bana seslenerek "Hanımefendinin elinde ki poşeti odasına kadar götür" dedi. Ulan nereden çıktı şimdi poşet, hiç uğraşmak istemiyordum. Gidip Isabella'nın elindeki poşeti alıp odasına kadar götürdüm. Odaya girdiğimiz de poşeti yere bırakıp "İyi geceler" dedim. Arkamı dönüp çıkıyordum ki beni kolumdan tutup yatağa itti. Yatakta öylece kalmıştım. Gidip kapıyı kapatıp arkadasını da kilitledi. Yanıma gelerek "Bunu daha önce yaptın mı?" diye sordu. Anlamıştım ama anlamamazlıktan gelerek "Neyi" dedim. "Sex"dedi. Kocaman gözleriyle gözlerime bakıyordu. Kekeleyerek "Benim gitmem gerek" dedim. Başladı dudaklarımdan öpmeye. Kalbim nasıl atıyordu anlatamam, ve o gece bakirliğimi kaybedip milli olmuştum. Üstelik bizim fabrikada ki müdürün kızından kat ve kat güzel bir kadınla birlikte. Ertesi gün aynı yatakta uyandık. Galiba Isabella'ya aşık olmuştum, kendimden 9 yaş büyük bir kadına. Bir kaç gün sonra beni annem aradı. Bana bağırarak ve ağlamaklı bir sesle "Bize nasıl yalan söylersin. Biz seni okul okuyor sanıyorduk niye bizi kandırdın. Baban birdaha buraya gelmesin benim öyle oğlum yok diyor" dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Ögrendim ki Sedat'la birlikte otelde üzerimde garson kıyafeti varken fotoğraf çekinmiştik bu da instagrama atıyor ve kardeşim görüyor oradan da annem ve babam daha sonra Sedat'a ulaşıyorlar oda her şeyi söylüyor. Bir kaç defa annemle babama ulaşmaya çalıştım ama açmadılar bile telefonu. Daha fazla burada çalısamazdım belki babam buraya gelebilirdi o yüzden çıkmam lazımdı, birikmiş biraz param vardı bana bir süre yeterdi. Müdüre durumu anlatıp çıkmam gerektiğini söyledim. Zaten kış geliyordu işler düşecekti. Sen bilirsin dediler. Valizimi hazırlayıp otelin önüne geldim. Aslında Isabella'ya veda etmek istiyordum, ama yukarı çıkıp yanına gidemezdim. Bir kaç kere aramama rağmen telefonu da açmadı. Valizimle birlikte otelin karşısında oturuken kapıdan Isabella çıktı. Biraz sağa sola bakındıktan sonra beni gördü. Resmen koşarak yanıma geldi ve bana sarıldı. Ağlamaya başladı. Kafasını geri çekip gözlerime bakarak "Neden işi bıraktın, nereye gidiyorsun?" diye sordu. Bende ağlayarak "Bilmiyorum" dedim. Birlikte bir kafeye oturup ona durumu anlattım. Bunun üzerine Isabella "Benimle gel Amerika'ya" dedi. Aslında Amerika'ya gitmek istiyordum bunu hayal etmiştim, araştırmıştım ama bu şekilde gideceğimi hiç düşünmemiştim. Kabul ettim. Isabella'ya aşıktım. Olay nereden nereye gelmişti. Sırf bir ygs puanı olayı nerelere getirmişti. Bana vize aldıktan sonra ilk defa başka bir ülkeye gitmiştim. New york'a ayak bastım. Isabella beni evine getirdiğinde ağzım açık kaldı. Villa gibi bir evi kapısının önünde son model arabalar. Bu arabaların daha kötüsü bile bizim mahalleden geçtiğinde şaşkınlıkla bakardık, şimdi bunlar benim karşımda duruyorlardı.
BÖLÜM 7 SON Aslında buraya gelmemin nedenlerinden biriside Annemle babamın beni merak etmesini istememdi. Özlesinler istedim. Isabella ile evlendikten sonra bana Amerika vatandaşlığı verildi. 3 yıl boyunca burada kaldım. Birde erkek çocuğumuz oldu. Kendimden tam 9 yaş büyük bir kadından, ama bir şey ögrendim. Aşkın yaşı yoktur. Bu zaman boyunca ne annemi ne de babamı bir kere bile aramadım. Bunca zamandan sonra ben karım ve çocuğum birlikte tekrardan ülkeme memleketime döndüm. Sırf annem babam ve kardeşim için. İstanbul'da Isabella'nın üzerine araba kiraladık. En güzel araba olsun istedim. Ehliyetim olmadığı için Çanakkale'nin köy girişine kadar Isabella sürdü. Köye ise ben girdim arabayla. İlk işim fabrikaya gitmek oldu. Hala yerinde duruyordu. Arabayla fabrikanın önüne geldiğimde gözlerim doldu. Hala orada birisi çöpleri atıyordu, bunca zaman babam aynı işi yapıyordu. Arabadan inip babama doğru yaklaştım. Beni fark edememişti. Babama "Kolay gelsin" dedim. Babam arkasını dönüp "Eyvallah çok" dedi ve sustu. Beni tanıdı, onunda gözleri doldu. Koşarak babama sarıldım. O balığın kokusu öyle anı doldurdu ki içimi. Babam başladı sormaya "Sen neden bizi hiç arayıp sormadın polise gittik. Senin Amerika'ya gittiğini söylediler. Ama başka bir şey yapmadılar" dedi. Arabaya doğru el işareti yaparak Isabella'yı çağırdım. Isabella yanımıza kucağında oğlum ile geldi. Oğlumu kucağıma alarak babama "Baba bak torunun" dedim. Babam şaşırarak baktı. 22 yaşında oğlunun evli olması hatta çocuk sahibi olması her insanın başına gelen bir şey değildi sonuçta. Daha sonra müdür ve kızı çıktı piyasaya. Bana "Oooo sen neredesin yahu?" diye konuştu. Kızı arkada ki arabayı üzerimde ki elbiseleri görünce kıskançlığı yüzünden okundu. Aslında bunun olmasını da çok istiyordum. Müdüre bakarak "Babam da istifa ediyor" dedim. Babama "Hadi baba eve gidelim artık çalışmana gerek yok" dedim. Bir şekilde babamı ikna edip eve götürdüm. Evde annem ve kız kardeşim ile özlem giderdim. Herkesin aklında bir soru vardı. Bunca zaman neredeydin ve bu kadın ve çocukta kimdi. Her şeyi tek tek anlattım ama Isabella' nın yaşını 24 diye bahsettim. Hala yalan söyledim. Isabella aslında 31 yaşındaydı ama yaşını hiç göstermiyordu. Bir kaç ay ailemin yanında kaldıktan sonra tekrardan evimize döndük. 6 7 ay sonra tekrardan gitmek istemiştim ama coranavirüs çıktığı için gidemedim. Ama iki gün önce tekrardan annem ve babamın yanındayım. Babama köyde ufak bir dönerci dükkanı açtık ve kendini geçindiriyor. Böylesi onun için daha iyi. Ben Isabella ile tanıştiğımda bana parasından hiç bahsetmedi bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Ama Isabella bana hiç bir zaman nasıl bu kadar parası olduğundan bahsetmedi. Çok saçma belki ama gerçek bunlar. Bir otelde, birisine aşık olmak çok saçma. Yalanımın sonu buraya geldi. Normalde detaylara girseydim çok uzun olurdu. Malum telefondan yazıyorum. Her neyse siz siz olun yalan söylemeyin.
submitted by SnooTomatoes3856 to akagas [link] [comments]


2020.11.09 09:47 berboss_ hayatımda okuduğum en mükemmel flood okuyun okutturun. masterpiece...

Sizlerle hayatımda söylediğim en büyük yalanı pylaşmak istiyorum. Anlatacağım hikaye yarım falan değildir. Rahatlıkla okuyabilirsiniz. BÖLÜM 1 2015 yılıydı. Liseyi yeni bitirmiş üniversite sınavına girmiş ama barajı bile geçememiştim. Zaten kimsenin de benden pek bir umudu yoktu. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamıştım. Annem ev hanımı, babam ise işi olmayan arada bir inşaatlarda amelilik yapan birisiydi. Zar zor geçinir kirayı bile zor öderdik. Birde benden 3 yaş küçük kız kardeşim var. Onun dersleri çok iyiydi. Bu yüzden benden umudu kesmişler, annemle babam bütün umutlarını ona yöneltmişlerdi. Bir gün babam sevinçli bir şekilde eve geldi. Yüzü gülüyordu. Eve gelir gelmez bizi salona çagırtmıştı. Babamın yanına gidip "Ne oldu baba?" diye sordum. Babam da heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. "Bugün fabrikada kolileri kamyona yüklerken, fabrikanın patronuyla biraz konuştuk ona durumumu anlattım. O da bana Çanakkale'de bir fabrikasının daha olduğunu orada da elaman lazım olduğunu söyledi. Köy yeri olduğundan kiraları çok ucuzmuş hem de temiz hava alırız" dedi. Annem babama "Peki aylık maaşın ne kadar orada geçinebilecek miyiz?" diye sordu. Babam "2000 tl para alacağım. Hem bizim oğlan da işe girer biraz faydası dokunur." dedi. Babam kararlıydı kafası yatmıştı bu işe. Annem de kabul etti. Benim de zaten okulum bitmişti, çalışmaktan başka çarem yoktu. Bir kaç güne bütün eşyalarımızı toplayıp Çanakkale'nin köyünde tuttuğumuz eve taşındık. Yeni evimiz bayağı büyüktü. İlk defa kendime ait bir odam olacaktı. Köy de çok güzeldi. Denizi bile vardı. Bir kaç gün içinde eve yerleştikten sonra babamın bahsettiği fabrikaya gittik.
BÖLÜM 2 Bizi müdürün yanına çıkarttılar. Müdürün odasına girdiğimizde karşısında ayakta bekledik. Bu beni bayağı sinirlendirmişti. Benim için sorun değildi ama babamın öyle müdürün karşısında gariban bir şekilde beklemesi benim zoruma gitmişti. Müdür babam ve beni işe almıştı. Tabi ki de babamın fabrikanın sahibi ile geldiği ufak bir ayrıcılık vardı ama çokta umursanacak bir şey değildi bu. Tam kapıyı açmış dışarı çıkacaktım ki, karşıma çok güzel bir kız çıktı. Ne güzel kız diye geçirdim içimden. Kız yüzüme bile bakmadan müdüre "Baba" diye seslendi. Demek bu kız müdürün kızıydı. Hiç olmassa öğrenmiş olmuştum. Ertesi gün babamla birlikte işe başladık. Bu çalıştığımız fabrika balık fabrikasıydı. Kadınlar balıkları kılçıklarından ayırır benle babam da çöplerini atardık. Böyle çalışırken yanımıza bir tane araba durdu. Eski bir dobloydu. İçinden müdür ve kızı indi. Müdürün kızı direk yanımıza gelerek bana "Ne yapıyorsunuz siz?" diye sordu. Bende kıza "Çöpleri atıyoruz" dedim. Benim yaşımda olan bir kızın karşısında böyle bir vaziyette durmak beni utandırmıştı. Ayağımda çizme üştüm başım balık pisliği. Daha sonra kız babasının yanına giderek "Baba ne pis kokuyorlar, midem bulandı" dedi. Bunu iki kulağımda net bir şekilde duymuştu. Nasıl üzüldüm anlatamam normal şartlarda elimde ki bir kova balık pisliğini kafasına dökerdim ama bu iş babam için çok önemliydi. Belki kızın dediğini duymuştu ama duymamazlıktan geliyordu. Aradan aylar geçti ben ve babam hala balık çöplerini atıyorduk. Mola saati geldiğinde babamla birlikte bahçeye oturup dinlemeye başladık. Yanımıza müdür ve karısı gelerek babamla konuşmaya başladı. Müdürün karısı lafı üniversite sınavına getirdi. Bana bakarak "Sen girmiyor musun. Gerçi girsen de kağıt israfı olur" diyerek gülmeye başladı. Ulan ne biçim insanlardı bunlar. Hiç umursamamış gibi yaparak müdürün karısına "İstesem tam puan alırım o sınavdan sadece yapmak istemiyorum" gibi saçma bir cümle söylemiştim. Babam bir şeyler söylemek istiyordu ama diyemiyordu. Babamın bu huyundan nefret ederdim. Babam yeri gelince başlarım lan işine diyebilecek bir adam değildi. Tamam efendim, olur efendim diyenlerdendi. Müdür bana "Bizim kız bu yıl hukuku düşünüyor, en iyi dershaneye gidiyor" dedi. Bizimle uğraşıyordu bunlar yoksa ben mi öyle zannediyordum. Müdüre bakarak "Ben hiç bir dershaneye gitmeden de sizin kızınızı bu sınavda rahatlıkla geçebilirim" dedim. Müdür bu lafıma kızmış olmalı ki sert bir şekilde "Mola bitti" dedi. Babamla birlikte tekrardan balık çöpü atmaya devam ettik.
BÖLÜM 3 O gece yatağımda yatarken bunlar gibi şerefsizlerin genelde dizilerde olduğunu düşünürdüm ama gerçekte de varlarmış. Kendi kendime düşünürken aklıma bir fikir geldi. Üniversite sınavına daha 1 aydan fazla bir süre vardı. Eğer bu zaman içinde bir kitap alır sıkı çalışırsam gerçekten de kızlarını geçebilirdim. Bunları düşünürken uyuya kalmışım. Sabah babam beni işe uyandırdı. İşe gidip tekrardan çöpleri atmaya başladık. Babama "Baba ben üniversite sınavına hazırlanmak istiyorum. 1 ay kaldı derslere çalışıp adam akıllı bir iş sahibi olabilirim" dedim. Babam biraz düşündü "Sen yapamazsın işine bak" dedi. Ben de "Baba işten çıkıcam bugün" dedim. Babam hiç bir şey demedi. Molaya çıktığımız vakit müdürün odasına giderek "Ben istifa ediyorum" dedim. Müdür de "Ne oldu neden istifa ediyorsun?" diye sordu. Bende "Bir nedeni yok sıkıldım" diyerek odadan çıktım. Üzerimi değişip köyde bulunan bir kırtasiyeye girip üniversiteye hazırlık kitabı aldım. Eve gittiğimde kapıyı annem açtı. Bana şaşırarak baktı "Niye erkenden geldin?" diye sordu. Bende anneme "İşi bıraktım" dedim. Anneme bayağı bir laf anlattıktan sonra odama girip kitabı açtım. Yapacaktım, kararlıydım. Kimse bana inanmıyordu herkesi pişman edecektim. Başladım kitabı okumaya. Aradan 5 6 dakika geçmişti ki çok sıkılmıştım, resmen uykum geliyordu. Bu 1 ay ders çalışmak yerine cebimde ki parayı dışarıda gezerek harcadım. Sınav günü geldiğinde Çanakkale merkeze kadar gitmiştim. Sınavda zorlanıyordum hiç bir şey bilmiyordum ki. Ama matematiğe gelince bilerek öğretmenlerden boş kağıt isteyip duruyordum. Matematiği yapıyormuşum gibi gösteriyordum kendimi. Sürekli kağıt isteyince herkes bana bakar olmuştu, kendilerince zeki çocuk diyorlardı herhalde bana. Oysa ki kağıda soruların aynısını yazıyordum sadece. Sınav bitmiş eve giden otobüse binip kafamı koltuğa iyice yaslayıp düşünmeye başladım. "Annemle babam haklılardı ben yapamazdım bunu. Bana göre değildi. Müdürün kızı beni çok rahat geçerdi." Aradan biraz zaman geçtikten sonra sınav sonuçları açıklandı. Sonucuma bakmama gerek yoktu. Ama ne kadar kötü olabilirdi ki? Merakıma yenik düşüp sınav sonucumu açtığımda ilk girdiğim zamankinden daha da düşüktü. Ne salaktım ben. Keşke müdüre ve karısına sizin kızınızı rahatça geçebilirim demeseydim. Böyle mal mal otururken aklıma bir şey geldi. Öğeyi denetle ne güne duruyordu ki. Bunu ne müdür ne de karısı bilirdi. Hemen öğeyi denetle yaparak aldığım puanı düzelttim. Kendimi dereceye soktum neredeyse. Puanlarımı yükselttikten sonra internet cafeciden kağıda yazıcı ile çıkarttım. Kağıdı alır almaz babamın yanına yani fabrikaya gittim. Fabrikaya geldiğimde müdür karısı ve kızı masada oturmuş konuşuyorlardı. Kızları ağlıyordu. Ne güzel zamanlamaydı. Babam ise biraz arkalarında oturmuş çay içiyordu. Babamın yanına giderek biraz da duyulacak bir şekilde "Baba bak puana derece yapmışım" dedim. Babam elimde ki kağıda bakıyordu ama hiç bir şey anlamıyordu. Normal puanımı bile getirsem babam anlamazdı. Bana bakarak "Afferim oğlum" dedi. Daha sonra müdürün karısı bana seslenerek "Getir bakayım" dedi. Göğsümü kabarta kabarta yanlarına gidip elimde ki kağıdı gösterdim. Kadının yüzü düşmüştü. Kızına bakarak "Bu çocuk bile seni geçmiş" dedi. Hemen araya atladım. "Yalnız ben derece yaptım yani bir çok insanı geçtim. Aslında lys' de girerdim ama gerek yok ondan da yüksek puan alırım benim için önemli olan ygs'di. Oda çok kolaydı. Hiç çalışmadan derece yaptım. Bu sınavda zorlanan boşuna deniyordur." dedim. Bunları söyledikten sonra babamın yanına gittim. İçimde ki o boşluk dolmuştu resmen. Bu son bir kaç hafta güzel geçmişti.
BÖLÜM 4 Sıra da tercih vardı. Bunu da bir şekilde atlattım. Ama üniversite zamanı gelince ne yapacaktım ki? Annemlere yalandan "İstanbul'da bir üniversite kazandım" dedim. Yalan yalanı doğuruyordu sürekli. Artık gerçeği de söyleyemezdim. Boku çıkmıştı yani. Bir gün köyde dolaşırken kendi kendime "Ne yapacağım lan ben" diye söyleniyordum. Birden omzuma biri dokunarak "Napıyon lan" dedi. Bu arkadaşım Sedat'tı. Sedat'la muhabbet ederken bana "Antalya'da bir otelde çalışacağını söyledi." Orada yatıp kalkıp, yiyip içecekti. Birden kafama dank etti. Çok iyiydi. Bende Antalya'ya gidip orada çalişabilirdim. Hemde evdekilere üniversite gidiyordum diyebilirdim. Sedat'a bana da iş ayarlaması için ikna etmiştim. Okulların açılmasına az bir süre olmasına rağmen Annemle babama "Ben gidiyorum artık İstanbul'da ki kyk yurduna gitmem gerekiyor" dedim. Annem ağlamaya başladi babam ise neredeyse cebinde ki bütün parayı vermeye razıydı. Babam bana bakarak "Oğlum kusura bakma sana inanmadık, özür dileriz." dedi. Aşırı kötü olmuştum. Ah bir bilselerdi gerçegi ne derlerdi acaba. Bir kaç gün içinde valizimi toplayıp evdekilerle vedalaştıktan donra Sedat'la birlikte Antalya'nın yolunu tuttuk. Otele geldiğimiz de çok iyi insanlar bizi karşıladı. Bize yatacağımız yeri gösterdiler. Yemek ikram ettiler. Ne yapacağımızı söylediler. Bunlar da çalışanlardı, ve gerçekten de güzel insanlardı. Sedat daha önceden bu işi yaptiğı için otelde belboy olarak çalışıyordu. Ben ise otelin restourant bölümünde komi olarak çalışıyordum. Garsonun arkadasında dolanır, müşterilerin boşlarını toplardım. Aradan aylar geçmiş evdekiler beni arıyor "Okul nasıl gidiyor?" diye soruyorlar. Bana güveniyorlardı. Benim onlara yalan söyleyeceğimi tahmin etmiyorlardı. Bir şekilde durumu idare ediyordum. Babam para göndermek istiyor kabul etmiyordum. Yurtta her şey bedava paraya ihtiyacım olmuyor diyordum. Bir gün restourantın mutfağında yemek yerken beni resepsiyondan çagırdılar. Üstümü başımı düzeltip resepsiyona indim. Resepsiyonda ki adam "Sedat'ı bir yere yolladım şu müşteriyi odasına kadar götür" dedi. Bende kabul ettim. İlk defa birisini odasına götürecektim. Resepsiyona "Kimi götüreceğim" diye sorduğum da bana eliyle "Şu bayanı" dedi. Kadının yanına giderek ögrendiğim bir kaç kelime ingilizce ile "Please, follow me" dedim. Ben bir kaç adım atmıştım ki kadın bana bakarak, gözleri ile elinde ki valizi gösterdi. Doğru ya valizleri biz taşıyorduk. Gidip kadının elinde ki valizi aldım. Valiz ya çok ağırdı ya da ben çok güçsüzdüm. Allah'tan tekerlekleri vardı da götürebiliyordum. Asansöre bindiğimiz de kadının yüzüne baktım. Sanki hayattan bezmiş her an intihar edecek bir tipi vardı. Ama gayette güzel bir kadındı. Hatta çok güzel bir kadındı. Kadın yere bakıyor ben de kadına bakıyordum öylece. 11 kat bu şekilde çıktıktan sonra elimde ki kartı okutup odasına girdik. Odaya girer girmez kadın kendini yatağa attı. Ağzım açık bir şekilde kadına baktım. Elimde ki valizi bir köşeye bıraktım. Odadan tam çıkıyordum ki, kadın seslendi. Yatağın üzerine oturmuş bana bakarak ingilizce bir şeyler söylüyordu. Hiç bir şey anlamıyordum. Kadına bir şey söylemek istiyordum ama konuşmama fırsat bile vermiyordu. Tam o konuşurken odaya Sedat geldi. Sedat'ı görür görmez bi rahatlama gelmişti. Sedat'a "Bu kadın bir şeyler diyor anlamadım, sen konuş ben gidiyorum" dedim. Sedat "Tamam kanka" dedi. Odadan çıkana kadar kadın gözlerini benden ayırmadı. Restoranta çıkıp yine boş işleri yapmaya devam ettim.
BÖLÜM 5 Ertesi gün sabah kahvaltısında çalışırken o kadın geldi. Kahvatısını alıp bir masaya oturup yemeğini yemeye başladı. Yemeğini bitirdikten sonra boş tabaklarını almaya gittim. Tabağı alırken kadın kafasını kaldırıp bana öfkeli bir şekilde baktı. Yanlış bir şey mi yapıyordum, niye böyle bakıyor lan bu kadın? Tuttuğum tabağı bırakıp hemen şefin yanına gittim. Şefin yanına giderken arkama baktığımda kadın kafasını çevirmiş hala bakmaya devam ediyordu. Şefin yanında dururken restorant müdürü beni yanına çağırdı. Müdür bana " Sen bundan sonra gececi olarak çalışacaksın" dedi. Gececi çalışan çocuk vardı. Müdüre "Gececi ne olacak o da gündüze mi geçecek?" diye sordum. Müdür "Onun annesi hastalanmış memleketine gitti. O gelene kadar sen bakacaksın" dedi. Bende kabul ettim. Zaten kabul etmekten başka çarem yok. Mecbur yapacaktım. Hem o kadınıda artık görmek zorunda kalmayacaktım. Gececi olmak güzeldi. Saat 11 olduğunda iş başı yaptım. Sabah 7 ye kadar restorantta boş boş oturacaktım. Çok nadir müşteri gelirdi o da sadece bir kaç yudum içki içindi. Saatler geçmiyordu. Oturmuş barda telefonla oynarken uyumamak için kendimi zor tutuyordum. Saat gece 2 idi. Asansörden bir ses geldi. Kafamı uzatıp baktığımda gelenin bir müşteri olduğunu anladım. Ama asansörün önü karanlık olduğu için müşterinin yüzünü tam göremedim. Yavaş yavaş geldikçe başımdan aşagı kaynar sular döküldü. Gelen kişi odasını gösterdiğim kadındı. Ne işi vardı bu saatte burada? Bara gelip sandalyeye oturdu. Bana bakarak "Beer" demişti. Allah'tan bira istediğini anlamıştım. Kadına birayı verdikten bir kaç dakika sonra telefonum çalmaya başladı. Arayan kişi annemdi. Gecenin 2 sinde niye arıyordu ki? Kadın bana "Open" dedi. Telefonu açmamı istiyordu. Bende telefonu açtım bu saatte arıyorsa belki önemli bir şey olabilirdi. Telefonu açıp kulağıma getirdim "Efendim anne" dedim. Annem "Whatsapp'ta açıktın bende arayayım dedim. Nasıl gidiyor okulun?" diye sordu. Bende yalanlarıma devam ettim. Telefonla konuşurken kadın da bana bakıyordu. Konuşmayı kısa kesip telefonu kapatıp cebime koydum. Kadın elinde ki birayi bırakarak bana "Neden yalan söylüyorsun annene?" diye sordu. Şok olmuştum. Kadın türkçe konuşuyordu. Çok iyi değildi ama konuşuyordu. Kadına şaşkınlıkla bakarak "Türkçe biliyor musunuz, konuştuklarımı anladınız mı?" dedim. Kadın "Evet biliyorum" dedi. Kadına her şeyi anlattım. Bu şekilde yaptığımı ve bu durumun beni buraya getirdiğinden bahsettim. Kadınla resmen sabaha kadar konuştuk. Belki de benim mesaim bitmese konuşmaya devam ederdik. Daha sonra ertesi gün oldu ve kadın yine aynı saatte gelip tekrardan sabaha kadar konuştuk. Bana 28 yaşında olduğunu isminin Isabella ve Amerika'da yaşadığını söyledi. Isabella benden tam 9 yaş büyüktü. Ben 19 yaşındaydım o zamanlar. Gececi çocuk gelmemişti, bende tam 2 ay boyunca gececi olarak çalıştım. Bu 2 ay boyunca Isabella her gece geldi ve sabahlara kadar hep konuştuk. Benim sayemde Türkçesi bile gelişmişti. Normalde bir hafta kalması gerekiyordu ama 2.5 aydır bizim otelde kalıyordu. Sonunda gececi çocuk gelmişti. Müdür beni bu sefer sabah yerine akşama yazmıştı. Artık akşamcı olarak çalışacaktım. İsabella'ya son gececi olarak çalıştıgımda "Gececi çocuk geliyor artık onunla konuşursun" dedim. Bunu diyince sanki biraz üzülmüştü yada ben öyle zannetmiştim.
BÖLÜM 6 2 gün sonra akşamcı olarak çalışırken asansörden Isabella indi. Üzerine o kadar güzel elbise giyinmişti ki gözlerimi alamadım. Kalbim güm güm atmaya, nefesim hızlanmaya ve elim ayağım durduk yere titremeye başlamıştı. Garsonlardan birisi Isabella'dan sipariş almak için yanına gitmişti. Ben de o ara elimde ki boşları mutfağa götürüyordum. Aradan bir kaç dakika geçmişti ki garson yanıma gelerek "Olum masa 4 te ki kadın benim siparişimi o alsın" diyor. Nasıl alacaksın ingilizcen bile yok" dedi. Galiba türkçe konuşabildiğini benden başka bilen yoktu. Garsona "Ben alırım" dedim ve Isabella'nın yanına gittim. Allah'ım ne kadar güzeldi. Ama ben hiç umursamıyormuş gibi yaparak "Akşamları geldiğini bilmiyordum" dedim. Bana "Aslında bugün değişiklik olsun istedim" dedi. Isabella'nın siparişlerini aldıktan sonra servisini de ben yapmıştım. Restourant yemek servisi bitip gececi çocuk gelene kadar oturdu. Masadan kalkıp giderken elinde bir poşet gördüm taşımakta zorlanıyor gibiydi. Şefimize seslenerek ingilizce bir şeyler söyledi. Ardından şef bana seslenerek "Hanımefendinin elinde ki poşeti odasına kadar götür" dedi. Ulan nereden çıktı şimdi poşet, hiç uğraşmak istemiyordum. Gidip Isabella'nın elindeki poşeti alıp odasına kadar götürdüm. Odaya girdiğimiz de poşeti yere bırakıp "İyi geceler" dedim. Arkamı dönüp çıkıyordum ki beni kolumdan tutup yatağa itti. Yatakta öylece kalmıştım. Gidip kapıyı kapatıp arkadasını da kilitledi. Yanıma gelerek "Bunu daha önce yaptın mı?" diye sordu. Anlamıştım ama anlamamazlıktan gelerek "Neyi" dedim. "Sex"dedi. Kocaman gözleriyle gözlerime bakıyordu. Kekeleyerek "Benim gitmem gerek" dedim. Başladı dudaklarımdan öpmeye. Kalbim nasıl atıyordu anlatamam, ve o gece bakirliğimi kaybedip milli olmuştum. Üstelik bizim fabrikada ki müdürün kızından kat ve kat güzel bir kadınla birlikte. Ertesi gün aynı yatakta uyandık. Galiba Isabella'ya aşık olmuştum, kendimden 9 yaş büyük bir kadına. Bir kaç gün sonra beni annem aradı. Bana bağırarak ve ağlamaklı bir sesle "Bize nasıl yalan söylersin. Biz seni okul okuyor sanıyorduk niye bizi kandırdın. Baban birdaha buraya gelmesin benim öyle oğlum yok diyor" dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Ögrendim ki Sedat'la birlikte otelde üzerimde garson kıyafeti varken fotoğraf çekinmiştik bu da instagrama atıyor ve kardeşim görüyor oradan da annem ve babam daha sonra Sedat'a ulaşıyorlar oda her şeyi söylüyor. Bir kaç defa annemle babama ulaşmaya çalıştım ama açmadılar bile telefonu. Daha fazla burada çalısamazdım belki babam buraya gelebilirdi o yüzden çıkmam lazımdı, birikmiş biraz param vardı bana bir süre yeterdi. Müdüre durumu anlatıp çıkmam gerektiğini söyledim. Zaten kış geliyordu işler düşecekti. Sen bilirsin dediler. Valizimi hazırlayıp otelin önüne geldim. Aslında Isabella'ya veda etmek istiyordum, ama yukarı çıkıp yanına gidemezdim. Bir kaç kere aramama rağmen telefonu da açmadı. Valizimle birlikte otelin karşısında oturuken kapıdan Isabella çıktı. Biraz sağa sola bakındıktan sonra beni gördü. Resmen koşarak yanıma geldi ve bana sarıldı. Ağlamaya başladı. Kafasını geri çekip gözlerime bakarak "Neden işi bıraktın, nereye gidiyorsun?" diye sordu. Bende ağlayarak "Bilmiyorum" dedim. Birlikte bir kafeye oturup ona durumu anlattım. Bunun üzerine Isabella "Benimle gel Amerika'ya" dedi. Aslında Amerika'ya gitmek istiyordum bunu hayal etmiştim, araştırmıştım ama bu şekilde gideceğimi hiç düşünmemiştim. Kabul ettim. Isabella'ya aşıktım. Olay nereden nereye gelmişti. Sırf bir ygs puanı olayı nerelere getirmişti. Bana vize aldıktan sonra ilk defa başka bir ülkeye gitmiştim. New york'a ayak bastım. Isabella beni evine getirdiğinde ağzım açık kaldı. Villa gibi bir evi kapısının önünde son model arabalar. Bu arabaların daha kötüsü bile bizim mahalleden geçtiğinde şaşkınlıkla bakardık, şimdi bunlar benim karşımda duruyorlardı.
BÖLÜM 7 SON Aslında buraya gelmemin nedenlerinden biriside Annemle babamın beni merak etmesini istememdi. Özlesinler istedim. Isabella ile evlendikten sonra bana Amerika vatandaşlığı verildi. 3 yıl boyunca burada kaldım. Birde erkek çocuğumuz oldu. Kendimden tam 9 yaş büyük bir kadından, ama bir şey ögrendim. Aşkın yaşı yoktur. Bu zaman boyunca ne annemi ne de babamı bir kere bile aramadım. Bunca zamandan sonra ben karım ve çocuğum birlikte tekrardan ülkeme memleketime döndüm. Sırf annem babam ve kardeşim için. İstanbul'da Isabella'nın üzerine araba kiraladık. En güzel araba olsun istedim. Ehliyetim olmadığı için Çanakkale'nin köy girişine kadar Isabella sürdü. Köye ise ben girdim arabayla. İlk işim fabrikaya gitmek oldu. Hala yerinde duruyordu. Arabayla fabrikanın önüne geldiğimde gözlerim doldu. Hala orada birisi çöpleri atıyordu, bunca zaman babam aynı işi yapıyordu. Arabadan inip babama doğru yaklaştım. Beni fark edememişti. Babama "Kolay gelsin" dedim. Babam arkasını dönüp "Eyvallah çok" dedi ve sustu. Beni tanıdı, onunda gözleri doldu. Koşarak babama sarıldım. O balığın kokusu öyle anı doldurdu ki içimi. Babam başladı sormaya "Sen neden bizi hiç arayıp sormadın polise gittik. Senin Amerika'ya gittiğini söylediler. Ama başka bir şey yapmadılar" dedi. Arabaya doğru el işareti yaparak Isabella'yı çağırdım. Isabella yanımıza kucağında oğlum ile geldi. Oğlumu kucağıma alarak babama "Baba bak torunun" dedim. Babam şaşırarak baktı. 22 yaşında oğlunun evli olması hatta çocuk sahibi olması her insanın başına gelen bir şey değildi sonuçta. Daha sonra müdür ve kızı çıktı piyasaya. Bana "Oooo sen neredesin yahu?" diye konuştu. Kızı arkada ki arabayı üzerimde ki elbiseleri görünce kıskançlığı yüzünden okundu. Aslında bunun olmasını da çok istiyordum. Müdüre bakarak "Babam da istifa ediyor" dedim. Babama "Hadi baba eve gidelim artık çalışmana gerek yok" dedim. Bir şekilde babamı ikna edip eve götürdüm. Evde annem ve kız kardeşim ile özlem giderdim. Herkesin aklında bir soru vardı. Bunca zaman neredeydin ve bu kadın ve çocukta kimdi. Her şeyi tek tek anlattım ama Isabella' nın yaşını 24 diye bahsettim. Hala yalan söyledim. Isabella aslında 31 yaşındaydı ama yaşını hiç göstermiyordu. Bir kaç ay ailemin yanında kaldıktan sonra tekrardan evimize döndük. 6 7 ay sonra tekrardan gitmek istemiştim ama coranavirüs çıktığı için gidemedim. Ama iki gün önce tekrardan annem ve babamın yanındayım. Babama köyde ufak bir dönerci dükkanı açtık ve kendini geçindiriyor. Böylesi onun için daha iyi. Ben Isabella ile tanıştiğımda bana parasından hiç bahsetmedi bu kadar zengin olduğunu bilmiyordum. Ama Isabella bana hiç bir zaman nasıl bu kadar parası olduğundan bahsetmedi. Çok saçma belki ama gerçek bunlar. Bir otelde, birisine aşık olmak çok saçma. Yalanımın sonu buraya geldi. Normalde detaylara girseydim çok uzun olurdu. Malum telefondan yazıyorum. Her neyse siz siz olun yalan söylemeyin.
submitted by berboss_ to kopyamakarna [link] [comments]


2020.02.07 01:21 karanotlar Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen

Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen
https://preview.redd.it/g4cvfpitaef41.png?width=209&format=png&auto=webp&s=47dda2517cedc785420ce445f4031990dace3fb4
Çin’deki anarşist fikirlerin izi ilk Taocu filozoflara dek sürülebilir. Yirminci yüzyılın başlarında, anarşist fikirler Çin’de Çinli entelektüeller ve yurtdışındaki öğrenciler arasında yeniden dolaşmaya başladı. He Zhen, 1907’de Sosyalizm Çalışmaları Topluluğu’nu birlikte kurdukları eşi Liu Shipei (1884-1919) ile Tokyo’da yaşayan ilk Çinli anarşist feministti. Birlikte ilk Çince anarşist mecmualardan biri olan Natural Justice’i [Doğal Adalet) yayımladılar Çin toplumunda kadının konumu Çinli anarşistler için önemli bir konu haline geldi. O zamanlar, ayak-bağlama ve cariyelik hâlâ yaygın uygulamalardı. Aşağıdaki pasajlar onun ilk olarak Eylül ve Ekim 1907’de Doğal Adalet’te yayımlanan “Kadınların Kurtuluş Sorunları” adlı makalesinden alınmıştır. Çeviri Oregon Üniversite¬si Tarih Bölümü’nden Hsiao-Pei Yen tarafından yapılmıştır.
SON BİRKAÇ BİN YILDA DÜNYA… sınıf hiyerarşisi tarafından kurulmuş ve erkeklerin egemenliğindeki dünyadır. Dünyayı daha iyi hale getirmek için, erkek egemenlik sistemini saf dışı bırakmamız ve eşitliği uygulamamız gerekiyor, böylece erkekler ve kadınlar dünyayı paylaşacaktır. Tüm bu değişimler kadın kurtuluşu ile başlar. Binlerce yıldır, Çin’in toplumsal yapısı kadını boyun eğen köleler haline gelmeye zorlamıştır. Eski zamanlarda kadına erkeğin mülkü gibi davranıldı. Sefahati engellemek için, erkek, cinsiyetler arasındaki farklılıkları vurgulayan ahlaki öğretileri kurdu. Zaman boyunca, erkek ve kadın arasındaki fark doğal bir yasa olarak görüldü. Kadın kendi özel alanıyla yetindi, ender olarak seyahat edebildi… Kadının sorumluluğu çocukları yetiştirmekle ve hane halkını çekip çevirmekle sınırlandırılagelmiştir.
Çin dini nesillerin atalarının ruhunu taşıdığına inanır, böylece insanlar üremenin ölümsüzlüğe ulaşma yolu olduğunu düşünür. Çin politik sistemi çocuklara mülkiyetmiş gibi davranır, dolayısıyla insanlar üremeyi zenginlik elde etme aracı olarak düşünür. Bu yüzden, erkeğin cinsel zevkini destekleyen hem dini hem de politik sistemle, erkek kadına, insan üremesinin bir aracıymış gibi davrandı. Üstelik, Çinli erkek önemsiz ev işleriyle ilgilenmeye nadiren isteklidir: Bunun yerine, hem bütün fiziksel işleri hem de çocuk bakımını kadınlara yaptırırlar. Çocuk yetiştirmeyi ve hane halkını idare etmeyi kadının müebbet mesleği yapan başka nedenler de vardır. En başta, erkek kadına özel mülkiyeti gibi davranır.
İkinci olarak, modern zamanlar öncesindeki düşük yaşam standartları, tek başına erkek emeğini aileyi beslemek için yeterli kıldı, bu yüzden varlıklı ailelerin kadını çocuk yetiştirmek ve ev işlerini idare etmek dışında nadiren çalıştı. Bu yüzden, kölelik ve aylaklığın bütün kötülükleri kadının etrafında toplanır… Genellikle sadece fakir ailelerdeki kadınlar, yaşamak için kendilerine bel bağlarlar. Tarlalarda çalışırlar; hizmetçi olarak ücretli çalışırlar; en kötüsü, fahişe olurlar. Bu kadınlar, fiziksel olarak daha az sınırlanmış olmalarına rağmen, asla ruhsal kurtuluşa erişemezler. Gerçekte, fiziksel özgürlüğü elde eden kadın aslında en fazla sömürülen, en fazla aşağılanan ve en fazla küçük düşürülen kadındır…
Erkek kadının kurtuluşundan kaçınmak ister, çünkü kurtuluşun kadının karmakarışık davranışlarına neden olacağından korkar. Erkek kadın üzerine ne kadar fazla sınırlama koyarsa, kadının günaha yönelik arzuları o denli güçlü hale gelir. Hırsızlığın yasaklanmış olmasına rağmen, hırsız bir kere bir objenin değerini anladığında çalma arzusunun sadece güçlenmesine benzer şekilde, kadın da, kendini sınırlamamaya yönelik herhangi uygun bir fırsatı kavrayacaktır. Bunun için, özgürlük değil kapatılma ve sınırlandırılma kadının eşini aldatmasına neden olur. Çinli insanlar özgürlüğün kadını karmakarışık yapacağını nasıl söyleyebilir? Gerçek nedeni anlamıyorlar. Kadının özgürlüğüne ne kadar yasak koyarlarsa, kadın ahlakı da o denli dejenere hale gelir. İşte bu nedenle Çinli kadın gelişemiyor… Gerçek özgürlük, bütün sınırlamalardan tam bağımsızlık anlamına gelir. Günümüz Batı evlilik sistemi iktidar, zenginlik, ahlak ve yasa koşulları tarafından sınırlanır. Evliliğin gönüllü olduğunun söylenmesine rağmen, Batıdaki bütün erkekler ve kadınlar sadece sevgi için mi evlenir? Erkekler kadınları sıklıkla zenginlikleri ile baştan çıkarır; varlıklı ailelerden kadınlar da daha fazla talibi çekebilir. Hatta bazı durumlarda, zengin erkek fakir kadını kendisiyle evlenmeye zorlar. Bu, evliliğin zenginlik üzerinden sınırlandırılmasıdır. Bazı durumlarda, erkek kendi ilerlemesinin bir aracı olarak, prestijli geçmişi olan kadınla evlenir; diğer durumlarda, prestijli erkek düşük sosyal statülü kadınla sınıf farklılıklarından dolayı evlenemez. Bu, evliliğin iktidar üzerinden sınırlandırılmasıdır. Basitçe söylemek gerekirse, özgür evlilik yoktur!… Yasa ile yönetilen modern toplumlardaki kadınlar, erkeklerle aynı eğitimi almalarına rağmen, nadir olarak siyaset bilimi ve hukuk okuma şansına sahip olurlar, orduya veya polis akademilerine kaydolma şanslarından bahsetmek bile gereksiz. Bürokrasi ile yönetilen modern devlette kadının erkekle eşit fırsata sahip olduğunun söylenmesine rağmen, kadınlar memur olamazlar. Cinsiyet eşitliği sadece lafta kalır.
Kadının kurtuluşu, kadına gerçek eşitliğin ve özgürlüğün zevkini getirmelidir. Batı sistemi kadına sadece lafta kalan özgürlük ve eşitliği getirir. Sahip olduklarını iddia ettikleri özgürlük gerçek özgürlük değil, sahte özgürlüktür! Eşitlik, sahte eşitliktir! Gerçek özgürlük olmadan, kadın tam gelişmişlikten mahrum kalır; gerçek eşitlik olmadan hiç kimse insan haklarından yararlanamaz. Asyalı kadın, Batı medeniyetinin gelişimine hayranlık duyarak, Batılı kadının kurtulmuş olduğuna ve erkekle tam özgürlüğü ve eşitliği paylaştığına inanıyor. Batılı kadının ayak izlerini takip etmek istiyor. Yazık! Kadın devrimi çağında olduğumuz için kadının sadece sahte özgürlüğe ve sahte eşitliğe sahip olmasını istemiyorum; kadınların gerçek özgürlüğe ve gerçek eşitliğe ulaşacağım şiddetle umut ediyorum! Son yıllarda, insanlar Çin toplumunda kadının kurtuluşunu aramaya başladılar. Kadının kurtuluşu aktif olarak veya pasif olarak başarılabilir. Kurtuluşa aktif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Bu, kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmesi ve onu savunmasıdır. Kadın kurtuluşuna pasif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Kurtuluşun kadına erkek tarafından bahşedilmesidir. Bugün Çinli kadının kurtuluşu genel olarak pasif yoldan teşvik ediliyor. Kadın kurtuluş hareketinin savunucularının çoğu erkek olduğunda, kadınlar erkekler kadar kazanç sağlamaz. Geçmişte bütün kalbiyle kadının kapatılmasını ve sınırlandırılmasını destekleyen erkek, neden son yıllarda kadın kurtuluşunu ve cinsiyet eşitliğini destekliyorlar? Bunun için üç açıklama vardır. İlki, Çin erkeğinin çıplak iktidara tapınmasıdır. Çin’in, Avrupa, Amerika ve Japonya gibi dünyayı medenileştiren başlıca güçlerin sistemini izlemesi gerektiğine inanıyorlar. Eğer Çinli erkekler, karıları ve kız çocukları için ayak-bağlama uygulamasını yasaklayarak onları okula gönderseler ve onları eğitseler, Çin’in medeni olduğu düşünülecek. Çinli erkekler ve aileleri, uygarlık ününün zevkini çıkaracaklar. “Medeni” erkekler kendi “medeni” kanlan ve kız çocuklarıyla kamusal alana çıktıklarında, başarıları için alkışlanacaklar. Bu erkekler kadın kurtuluşunu kadınların hatırı için mi teşvik ediyorlar? Kadınları sadece kendi ünlerine ulaşmak için kullanıyorlar. Onların bencil kaygıları, kadınlara kendi özel mülkiyetleri olarak davrandıklarını kanıtlar. Eğer kadın gelişiminin onların şöhreti üzerine etkisi olmasaydı, kadın kurtuluşu ile bu denli ilgili olmayacaklardı. Çinli erkeğin kadını özelleştirmesi, kendisini ilk kez eski geleneksel toplumda kadınları sınırlama çabalarında göstermişti; artık kendisini Batı modeli üzerinde kadın özgürlüğü için verilen destekte gösteriyor. İkinci olarak, Çinli erkeğin kadın özgürlüğünü teşvik etmesi, Çin’in ekonomik durgunluğuyla alakası var. Orta-sınıf aileler kadın üyelerini beslemekte zorluk çekiyor.
Erkekler kadının sınırlandırılmasından bir şey elde etmediklerinin, hatta bu sınırlandırmanın ekonomilerini enkaza çevirdiğinin farkındalar. Bunun için kadın bağımsızlığını savunuyorlar ve kadının erkeğe ekonomik bağımlılığının onların en büyük düşmanı olduğunu görüyorlar. Çinli erkekler kız çocuklarını kız okullarına girmeleri için cesaretlendiriyor. Daha az varlıklı ailelerden kadınlar nakış, örgü, dikiş ve aşçılık gibi el sanatları öğreniyorlar. Şanslı olanlar öğretmen okullarına giriyor. Daha gelişkin kadınlar, düzenli müfredat dışında eczacılık ve fen gibi profesyonel eğitim alıyorlar. Erkekler kadınların eğitimini onların iyiliği için değil, kendi iyilikleri için teşvik ediyorlar. Mezuniyetlerinden sonra kadınlar öğretmen veya becerikli işçiler olarak kendi yaşam gereksinimlerini karşılayabilirler. Hem de ailelerine bakmaya mecbur kalırlar. Kızlarıyla birlikte ailenin mesuliyetini paylaşırlar, hatta eve en fazla ekmek getiren olurlar, erkekler daha fazla boş zamanın zevkini çıkarır veya paralarını metreslerine ya da fahişelere harcayabilirler. Erkekler herhangi bir sınır olmadan zevk sürmeye devam ederlerken, kızları çetin yaşam koşullarının ıssızlığında acı çekerler. Erkek, kadının bağımsızlığını kendi çıkarları yüzünden savunur, işte bu, Çinli erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesinin ikinci nedenidir.
Üçüncü neden, Çinli erkeğin ailesine değer vermesi ve çocuklarından büyük beklentileri olmasıdır. Ancak, kendi başına ev işlerini yönetme ve çocukları yetiştirme göreviyle başa çıkmak için yeterli ve uygun değildir. Kadının sorumluluk almasını isterler. Bu yüzden, ev ekonomisi Çin’deki kız okullarının en popüler konusu haline gelmiştir. Çin’de yeni kurulan parti (Devrimci Güç Birliği) bile, ev içi eğitimin tüm eğitimlerin temeli olduğunu iddia eder. Bu şu anlama gelir; medeni bir kadın ev işlerini geri kalmış bir kadından daha iyi halledebilir; medeni bir kadın çocuklarını geri kalmış bir kadından daha iyi eğitebilir. Aslında, aile erkeğe aittir, bu yüzden aileyle ilgilenmek erkeğe hizmet etmek gibidir; çocuklar da erkeğe aittir, çünkü annelerinin yerine babalarının soyadını alırlar. İşte bu nedenledir ki, erkek kadını kendi amaçları için kullanmak ister. Sonuç olarak, üstteki üç neden erkeğin kadın kurtuluşundan bencilce yarar sağladığını gösterir. Kadının bağımsızlığını elde etmesine ve onun medenileşmesine yardım ettiğini iddia eder; fakat, kadınlara kurtuluş umudu verirken aslında onları sıkıntılar içine sokar. Geleneksel toplumda, erkek kadından daha üst statüye sahipti, fakat kadın daha fazla boş zamandan ve fiziksel özgürlükten yararlanırdı; günümüz toplumunda, erkek hâlâ kadından daha üst seviyede, fakat bu kez kadın erkeğin işlerini paylaşıyor ve erkek de kadınların zevklerinden yararlanıyor. Kadınlar erkek tarafından kullanılmaktan neden mutlu olsun ki? Aptal kadınlar, kadın kurtuluşunu başlattıkları için erkekleri yere göğe sığdıramıyorlar. Bu kadınlar, Mançu meşrutiyetçilerini yere göğe sığdıramayanlarla tam da aynı şeyi yaptıklarının farkında değiller. Mançu bir anayasa tasarlamıştı, fakat halka politik güç vermeye istekli değildi. Aynı şekilde, erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesi de, kadınların gerçek gücü erkeklerin ellerinden alacakları anlamına gelmez. Her işi erkeklerin yapması gerektiğini söylemiyorum, veya kadın haklarının genişletilmemesi gerektiğini ve kadınların görevlerini isteklice yerine getirmeleri gerektiğini öne sürmüyorum. İleri sürdüğüm şey, kadın hakları hareketinin erkek tarafından bahşedilmesi değil, kadın tarafından kazanılması gerektiğidir. Eğer kadın erkekten emir alırsa, zaten özgürlüklerini kaybetmiş demektir; eğer kadın haklarını erkekten alırsa, zaten erkeğe bağımlı olmuş demektir. Kadın kurtuluşu erkeğin yetkisinde olduğunda, erkek kadından yararlanır ve nihayetinde kadını kendi tahakkümüne maruz bırakır. Bu nedenle, kadının kendi kurtuluş yolunu, bu yolu erkeğin ona vermesine bel bağlamadan araması gerektiğini savunuyorum. Bugün Çinli kadınların tümü kendi kurtuluşlarına yönelik cevabi erkeklerde arıyorlar. Pasif bir rol almak istiyorlar, çünkü özbilinçten yoksunlar. Özbilinç olmadan, kadın erkek tarafından manipüle edilir, ama hâlâ erkeği onurlandırır. Bu kadınlar en utanmaz kadınlar değiller midir? Kadının pasif kurtuluşunun sakıncalarından bahsettim. Şüphesiz ki, özgürlük ve eşitlik için can atan ve gelenekler tarafından sınırlandırılmak istemeyen bazı Çinli kadınlar vardır. Kurtuluşun tesisi kendi iradelerince yönlendiriliyor görünüyor. Fakat, onların gerçek motivasyonunu keşfetmemiz gerekli. Gerçekte istedikleri şey, özgürlük ve eşitlik adına başıboş cinsel arzuların zevkine varmaktır. Kurtuluşu, neredeyse, cinsel arzuları serbest bırakmanın yolu olarak yorumluyorlar. Sadece, kadın toplumu dönüştürecek gücü elde edecek kadar geliştiği takdirde gerçek kurtuluşa erişilebileceğini anlamıyorlar. Kadın sadece aşkla ve seksle ilgilenirse, insanlığı kurtarma ruhu ölçüsüz arzularla yer değiştirecek ve böylece görev tamamlanamayacaktır. Bu, kadının saplantısı özgür aşkın kovalanmasından kaynaklanıyorsa mazur görülebilir. Ancak çok az Çinli kadın bu kategoriye girmektedir. Sadece bazıları bu dayanılmaz isteklere direnemez ve herhangi bir erkekle flört eder; bazıları baştan çıkartılır ve yıkılmış hale gelir. Bazısı vücutlarını para için satar; ya fahişelikle ya da zengin erkeklerle kırıtarak flört ederek para kazanırlar. Birinin para uğruna bu denli gözden düşmesi en onur kırıcı davranıştır. Böylesi bir davranışı bir özgürlük eylemi olarak adlandırabilir miyiz? Ayrıca, “kurtuluş” kelimesi aslen kölelikten özgürleşme anlamına geldiği için, fahişeler ve kurtulmuş kadın arasında nasıl bağlantı kurabiliriz? Bu kadınlar, kurtuluşu cinsel düşkünlük ile karıştırıyor, bu yüzden, bu kadınların zaten en bayağı fahişeler haline geldiklerinin farkına varmaları zordur. Bugün beyaz kadın, cinsiyet eşitsizliğinin sakıncalarını anlıyor ve cinsiyet eşitsizliğinin kökeni olarak eşitsiz güç dağılımını gösteriyor. Kadının oy hakkı için mücadele eden örgütlenmeleri oluşturuyor… Kadınların çoğunluğu hâlihazırda hem hükümet hem de erkek tarafından eziliyor. Seçim sistemi, üçüncü bir yönetici grubun, elit kadınların, takdim edilmesiyle baskısını artırıyor. Baskı aynı kalsa bile, kadınların azınlığı hâlâ kadınların çoğunluğunun irade zayıflığından yararlanıyor…
İktidardaki birkaç kadın iktidarsız kadınların çoğunluğuna hükmettiğinde, eşitsiz sınıf farklılıktan kadınlar arasında vücut bulur. Şayet kadınların çoğunluğu erkekler tarafından kontrol edilmek istemiyorsa, neden kadınlar tarafından kontrol edilmek istesinler ki? Bu yüzden, erkeklerle iktidar için mücadele etmek yerine, kadınlar erkeklerin kanunlarını yıkmaya çabalamalıdır. Erkek bir kez ayrıcalıklarından soyunduğunda kadınla eşit olacaktır. İtaatkâr kadın ve itaatkâr erkek olmayacaktır. Bu, kadınların kurtuluşudur, bu, radikal bir reformdur. Neden var olan parlamenter sistemle ve nihai hedef olarak oy hakkı hareketleriyle hoşnut olalım? Sadece, kadınlar, hareketlerini hükümete girmekten hükümetin kökünü kazımaya dönüştürdüğünde hoşnut olabiliriz!
He Zhen (Doğal Adalet, Cilt. 7-10, Eylül – Ekim 1907)
Çeviri: Nil Erdoğan, Mustafa Erata Bu yazı Robert Graham’ın ANARŞİZM: Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi isimli kitabından alınmıştır.
http://anarsizm.org/kadinlarin-kurtulusu-1907-he-zhen/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]